|
YUNUS EMREye GÖRE ÜSTÜN İNSAN
Bayram DALKILIÇ
(Kamer Dergisi, Sayı: 12, s.3-5, Ankara, 15 Ocak 1996)
Yûnus Emre'ye göre, insana rahmani ve harici olmak üzere iki sultan havale edilmiştir. Bunlardan her ikisi de, insanın, kendi isteklerini isteklerine uymasını istemektedirler. Rahmani olan iyi işlere sevkederken, diğeri ise kötülüklere yönelmek ister. Rahmani olan Canla (ruh), harici olan da tenle (beden) ilgilidir. Canla ilgili olan akıldır, tenle ilgili olan ise nefistir. Bu ikisi daima birbirine zıttırlar. (1)
Yunus Emre, akla büyük önem vermektedir. Çünkü, "akıl, Tanrı'nın kadimliği pertevin-dendir"(2). Bundan dolayı, O'na göre insan, harici olan nefsin peşinden gitmemeli, akla uyarak iyi şeyler peşinden gitmelidir. Ancak, Yunus, gerçekten de aklın aleyhinde hiçbir şey söylememiş midir? O, Divan'ında zaman zaman akıl ve bilginin aleyhinde sözler söylemiştir. Şu kadar var ki, bu sözleri genellikle aşık söz konusu olduğu zaman söylemiştir. İlahi aşk'ın coşkusuyla dolduğu zamanlarda, aşk uğruna aklı kurban etmiştir. Bazen de nefsin buyruğuna girmiş olan aklı eleştirmiştir.
Aşkın önemini belirtmek için aklı ve belgeye kapı dışarı etmek" tutarlı bir yol olmadığını söylemek gerekir. Bunu normal zamanlarındaki işlerinde Yunus Emre de dile getirerek aklın önemine temas etmektedir. Ancak, coşkunluk sebebiyle çoğu zaman aklın aleyhinde söylediğinin de farkında olmuştur.
Yunus Emre'ye göre, imanlı insan üstün insandır. Çünkü, iman, Allah'ın hidayeti gereğidir. Hidayet de muhabbetin sonucudur(3). Bundan dolayı Allah'ın hidayetini mazhar olup iman eden kişinin de üstün olması tabidir.
Yunus'a göre iman üç türlüdür. Bunlar, gönülde yerleşik olan ilmel-yakin, sadırda (göğüs) yerleşik olan Aynel-yakin ve Canda (ruh) yerleşik olan Hakkal-yakin'dir(4).
İnsanın sahip olması gereken iman da, Can'da yerleşik olan imandır. Çünkü insan, bedeniyle yaratılmadan önce ruhuyla mevcut olduğu gibi, bedeni yok olduktan sonra da yine ruhuyla mevcut olacaktır. Bundan dolayı insan için gereken; "hayvani insan" denilebilecek tiptir ki, bunların bütün faaliyetleri dünyevi ve nefisidir, yaptıkları hiçbir iş hayırlı değildir. İkinci tip insan, iyi ile kötü, güzel ile çirkin arasında gidip-gelen madde ve mana arasında bocalayan zahid ve mübtedi aşıktır. Bu tipin bütün davranışları dıramatiktir. Bu insana Yunus, acıyan hayıflanan, tavırla hitap eder. Üçüncü tip insan ise O'nun idealize ettiği tiptir ki, İnsan-ı kamildir. Bu tip aşk ile Allah'a ulaşmış, ilahi ahlakla ahlaklanmıştır(5).
O'na göre, içindeki aşkla dostu (Allah) bulacağını farkedenle farketmeyen ve yine kendi yetenekleri oranında dostu bulan insanlar arasında farklar vardır. En son aşamaya gelmiş ve dostu içinde bulmuş insanlar, Yunus'un üstün insanlarıdır(6).
Yunus Emre, hayvani tipte sayılabilecek insanların, insanı oluşturan unsurlardan ateş ve
havadan kaynaklanan sıfatlarla muttasıf olduklarını ortaya koymaktadır. Bu tip insanlarda hava'dan kaynaklanan yalan, riya, heva ve nefis, ateşten kaynaklanan şehvet, kibir, tama', hased, öfke gibi vasıflar vardır. Bunun aksine, toprak ve sudan kaynaklanan iyi ve güzel vasıflar çok az olduğu gibi, Can'dan kaynaklanan vasıflar ise hiç yoktur.
Yunus Emre'ye göre, bu tip insanlar, insana havale edilen iki sultandan, bedenle ilgili ve harici olan nefsin eline düşmüşler, nefsin her istediğini yapmaktadırlar, Yunus, "aşık kişi" tavrıyla söylediği bir şiirinde "dört kişiyle yoldaş ve sırdaş olduğunu; bunlardan üçüyle arasının iyi olduğunu, bir tanesiyle ise hiç uyuşmadığını bunun da nefsi olduğunu belirtir (7). O, insanların pek çoğunun nefsin eline esir düştüğünü, adeta "hayvan canavar" gibi yiyip içmekten başka iş yapmayıp, ölümü hatırlamadıkları, dünyaya bağlanıp, gaflete daldıklarını, oğlanların, kızların, kocaların (büyük insanların), beğlerin hep yanlış ve sarp yolda bulunup, rahmet gölünden çıkıp, nefs gölüne daldıklarını, (8) hatta, nefsin aşın isteklerini hepten uymanın kişiyi dinden bile uzaklaştırabileceğini (9) belirtmekte; bundan dolayı da nefse uyulmamasını, kötü haslet ve davranışlardan kaçınılması gerektiğini pek çok şiirinde ele almaktadır.
Nefsin istekleri insana kötü vasıflar kazandırıp, onu kötü yola sevkettiğine göre, insan ve yapmalıdır? Kötü vasıflardan kurtulmak için ya da kötü huya sahip olmamak için yapılması gereken nedir?
Yunus Emre, şayet kötü huylarla, kötü işler yapılmışsa bundan tevbe edilmesini ve bir daha da işlenilmemesini tavsiye eder. Çünkü "Hak kefen soyanı bile kabul etmiştir" (10)
Yunus Emre, insanın hep iyi hasletlere sahip olmasını istemektedir. İyi hasletlere sahip olma, iyi davranış gösterme, daha önce kötülük yapan kimsenin de artık yapması gereken iştir.
O halde nedir bu hasletler? İyi hasletler topraktan, sudan ve candan kaynaklanan sıfatlardır.
Yunus Emre, insanın bedenden kaynaklanan sıfatlardan topraktan ve sudan gelenleri referans verir. Ayrıca Can'dan gelen sıfatlar, zaten insan için zaruri olanlardır.
Yunus Emre, zahid insanların, topraktan ve sudan gelen sıfatlara her zaman sahip olmalarını ister. Toprak ve su cennette yerli oldukları için, onlardan gelen sıfatlara sahip insan da cennete gidecektir. Ancak, salt cennete girmek için bu sıfatlara sahip olmak, amaç olmalı mıdır? Yine cennet'e girmek, istenen tek amaç mıdır? Yunus emre, iyi sıfatlara sahip olanın Cennete gireceği-Allah'ın inayetiyle-gerçeğini kabul etmiştir. Ancak, sırf Cennet isteğiyle iyi sıfatlara sahip olmak ve ibadet etmek tek gaye olmamalıdır. İnsan, bu gayeyi aşmamalıdır. İşte, Yunus'un bu gayeyi aşma hususunda söylediği bazı sözler, ilk bakışta O'nun Cennet'i ve ahireti inkar ettiği fikrini oluşturabilir. Ancak, şiirlerinde görüldüğü kadarıyla O, böyle bir tutum içine hiçbir zaman girmemiştir. Çünkü O'na görü Cennet'e girmek tek ve nihai amaç değildir.
O halde, nedir O'na göre tek ve nihai amaç? Bu amacı kim gerçekleştirecektir? Bu amacı gerçekleştirecek olan, insan mıdır? Eğer insansa bu amacı gerçekleştirmek için tek başına O'nun çabası buna yeter mi?
Yunus Emre'ye göre amaç, nasıl ki dünyaya gelmeden önce hatta ruh, çokluk aleminde değilken Allah'ı nasıl biliyor ve birliyor idiyse, dünyada da bedenin varlığı fani olduğu için, aynı sakilde insan, ruhi ağırlığıyla, bedenin gerekliliklerini devreden çıkararak, Allah'ı bilme ve birleme yoluyla kendi varlığı yok sayarak birlik alemine, tevhid'e ulaşmaktır (11).
Bu amacı kim gerçekleştirecektir? Aslında herkesin yapması gereken amaç budur. Ama bunu gerçekleştirebilecek olan, O'nun nazarında üstün insan olan "Aşık kişi"dir. Aşık kişi, bunu nasıl gerçekleştirecektir. Her şeyden önce bunun yolu "Aşk yolu"dur. Kişilerin canına aşkı, ezelden Allah yerleştirmiştir. Yine O, dilediği zaman, bu dünyada insana nasib kıldığında Aşk gerçekleşecektir. Çünkü, hiç kimse kendiliğinden halden hale gelmemiştir. Aşıkların canına aşkı yerleştiren Maşuk (Allah)tır(12). Ancak, bu kişinin hiç bir çabası gerekmediğini isbatlar mı? Yunus, bu kanaatte değildir. Kişi de, aşkı istemeli, arzu etmeli, aşk yolunda yapılması gerekenleri yapmaya çalışmalıdır. Nedir bunlar? Yunus'a göre bunlar, sabır, iyi huy, tevekkül, geniş kalplilik, cömertlik, lütufkarlık, doğruluk, dürüstlük, vuslat, uzlet, vahdet, haya ve edeb sahibi olmaktır.
Aşk halini yaşayarak, Allah'ı bulan insan müşahhas olarak, gerçekten var mıdır? Yoksa bu fikirler, sadece hayalden mi ibarettir? Yunus Emre'ye göre, aşk halini yaşayan insanlar gerçekten vardır. Yoksa O, bu yolu sırf faraziye olarak anlatmamaktadır. Aşkı yaşıyanların başında Hz. Muhammed (S.A.V.) gelmektedir. "Dünyada Peygamber'in başına geldi bu aşk, Tercümanı Cebrail, Maşukası Halik'tır"(13).. Allah, daha Adem (a.s.) ve diğer Peygamberler yaratılmadan O'nu yaratmış ve âlemin övüncü kılmıştır. O, ruhunu teslim ettiği zaman da zahir dünyasını değiştirmiştir. Cahil ise O'nu öldü sanır. Halbuki O ölmez, ölmemiştir de (14).
Yunus Emre, Peygamberlerin ve veli kulların da aşk hali yaşadığını belirtmiş, özellikle Peygamberlerden Hz. Musa ve Tur'da nail olduğunu, tecelli hadisesine ısrarla temas etmiştir. Peygamberlerin dışında da Hallac-ı Mansur ve İbrahim Edhem'in durumlarından da sıkça bahsetmektedir. O, kendisinin de aşk hali yaşadığını, bunun çok farklı bir olay olduğunu, böyle durumlarda aidinin, bilgisinin, isteğinin dışında sözler sarfedebildiğini söylemektedir. Aslında O, şiirlerinde gizli sırlarını hiçbir zaman, hiçbir kimseye, bazı şiirlerinde ise; aşk ehlinin dışındakilere anlatılmaması gerektiğini; çünkü yanlış anlaşılacağını belirtmesine rağmen, zaman zaman da buna muktedir olamadığını itiraf etmekte, 'Yunus'a bu aşk kızgını, komaz dilini tutmağa, Aşıkla Maşuk razını (sır) dürüst deyemeye"(15) demektedir. O'nun bu sözü, aynı zamanda yaşanılan halin tam olarak anlatılamayacağının da bir ifadesidir.
Yunus, kendisinin de aşıklar ve erenler yolunda olduğunu, dağda, taşta, hemen her yerde Allah'ı gördüğünü , bulduğunu, bazen de Maşukla bir olduğunu, hatta Hallac'dan bile önce, "Ene'1-Hak" dediğini söylemektedir. Acaba bu tür ifadeler Allah-Alem-İnsan münasebeti açısından nasıl değerlendirilebilir?
Herşeyden önce şunu ifade edelim ki, O'nun Allah'ı kainatta gördüğünü ve bulunduğunu belirten sözlerinde O, Allah'ın zatını kastetmemiştir. Allah'ın kudretini idrak ettiğini vurgulamak istemiştir. Allah'ın gönülde bulunmasını ifade eden sözleriyle, gönlün Allah'ı idrak ettiği, O'ndan başkasına meyil vermediğini belirten sözlerdir. Yine Allah'la bir olduğunu belirten ifadeler ise, artık o hale gelmiştir ki, Allah'ın dilediği ve istediği şeylerin dışındaki hiçbir şeyi, nefsin isteklerinden hiçbirini arzulamadığını kasdetmişdir. Hallac'dan önce Enel-Hak dediğini belirten ifadeler ise, daha Hallac cismiyle yaratılmadan önce, kendisinin ruh halinde Allah'ı bildiği ve birlediği belirten ifadelerdir.
O, sık sık Allah'ı gördüğünü söylediği gözün, suret gözü, baş gözü olmadığını, başka bir göz, gönül gözü olduğunu açıklamıştır (16). O, nesnel olarak, Allah-Alem ve insanın ayrı ayrı olduğunu hep kabul etmiş, ancak hakiki varlığın Allah'ın varlığı olduğunu, O'nun dışında alemin ve insanın fani ve izafi varlıklar olduğuna inanmış, dolayısıyla insanın aleme gelmeden önceki ruhi durumunun, alemde bedenle birlikte olup daha sonra bedenden ayrılınca yine devam edeceğini düşünerek, insanın dünyaya meyletmemesini, ruhun arzu ve isteklerine uymasını ve gerçekleştirip devam ettirmesinin daha evla olacağını ortaya koymaya çalışmıştır.
(Ayrıca bkz. Bayram DALKILIÇ, Yunus Emre'de Allah Alem İnsan Münasebeti, s. 136-144, Konya, 2004, Kendözü Yayınları)
|